SEVGİ SOYSAL’DAN BİR ÖZGÜRLEŞME HİKAYESİ: TANTE ROSA

SEVGİ SOYSAL’DAN BİR ÖZGÜRLEŞME HİKAYESİ: TANTE ROSA[1]

Kübra Bulut/Hukuk Fakültesi 2. Sınıf Öğrencisi

Benim bir okur olarak Sevgi Soysal[2] ile tanışmam İletişim Yayınları sayesinde oldu. İletişim Yayınları aracılığı ile tekrar basılan kitaplardan birincisi Sevgi Soysal’ın ne ilk kitabı ne de en başarılı, en bilinen romanı Tante Rosa’dır. Ama yine de bir seçim yapmak gerektiğinde ilk basılacak romanın Tante Rosa olmasına karar verildi. Çünkü Sevgi Soysal ile ilk kez buluşacak okurlara onu tanıtmak için en uygun, onun mizahi ve masalsı anlatımını gözler önüne seren en özgün eseridir Tante Rosa. Sevgi Soysal okumaya başlayanlara nereden başlayacaklarını, onu nasıl anlayacaklarını anlatır satır aralarında.

Tante Rosa, kitaba ismini veren karakterin 11 yaşından ölünceye kadar yaşadıklarını anlatan on dört hikâyeden oluşur. Daha 11 yaşında at cambazı olmak istemesii ancak toplumsal cinsiyet rollerinden dolayı olamayışı, geleneklere boyun eğmezliği ile dinden aforoz edilmesi, en sonunda ilk cinsel deneyimini yaşadığı Hans ile evlenmek zorunda kalması ile hikâye şekillenmeye başlar. Hans’tan üç çocuğu olan Rosa, daha sonra onları terk eder ve birkaç başarısız evlilik daha yapar. Yeteneksizliklerinde ısrarcı olduğu kadar yaşama tutunmakta da ısrarcı ve inatçıdır.

Son kocasının ölmesiyle beraber kendisine çeşitli uğraşlar aramaya başlar ve hikâyenin her bölümünde Rosa’nın hayatının şekillendiren ‘Sizlerle Başbaşa’ dergisindeki ilanlar ile yeni maceralara atılır. Dergideki evlilik ilanından bulup evine gittiği adam kendisini evden kovar, geçimini sağlamak için halka açık bir tuvaletin kapısında bekçilik yapar, bir genelevde kasiyer olur, kapak toplar, çöp toplar... En sonunda da topladığı çöplerden yer kalmayan evinin bir köşesinde ölür. Başına gelenlere rağmen hayata tutunması ve yaşam enerjisi kocaman bir tezat oluşturur. O, yaşamaktan ve her gününü her olumsuzluğa rağmen güzel geçirmekten hiç vazgeçmeyen, her düşüşünde tutunacak bir şey bulup tek başına tekrar ayağa kalkıp her şeye rağmen ve tekrar aynı enerji ile yaşamaya devam eden bir kadındır.

Tante Rosa, otobiyografik ögeler taşır. Bir çok kişi Soysal’ın Rosa karakterini Rosel isimli teyzesinden esinlenerek yazdığını iddia etse de Soysal, Rosa’nın hikayesini ‘anneannemde başlayıp bende biten serüven’ diye yorumlar. Yazarın bu yorumundan yola çıkarak eserin merkezinde Sevgi Soysal’ın teyzesinin olduğu kadar kendisinin de yer edindiğini görürüz. Gerçekten, Soysal’ın da Rosa gibi tek evlilik yapmamış olması, annesinin Alman olması ve bir süre Almanya’da yaşaması, aynı Rosa gibi başına gelen kötü olaylara boyun eğmeden yazmaya, yaşamaya devam etmesi gibi benzerlikler vardır. Yazarın ve Rosa’nın bu ve bunun gibi hayat çizgisine paralelliklerini gördükçe romanın otobiyografik özellikler taşıdığı teorisi zihnimizde iyice yer eder.

İlk yayımlandığında ‘yerli’ olmamakla eleştirilen Tante Rosa, Sevgi Soysal’ın sinemaya da uyarlanan en özgün eseri kabul edilir. Şüphesiz, bu eleştirilerin arkasında yatıp onu büyüten düşünce kahramanımız Rosa’nın ismidir. İsmi Tante Rosa değil de Ayşe Teyze olsaydı, mekan seçimi Almanya değil de Türkiye olsaydı Sevgi Soysal yine de bu eleştirilerin hedefinde olur muydu? Fikrimce bu eleştiriler, kitabı okuyup ne anlatmak istediğini anlayanlar için oldukça ‘sığ’ kalmıştır. Çünkü evet, Tante Rosa ‘yerli’ değildir. Fakat onun amacı zaten yerli olmak değildir. Sevgi Soysal, her kadının kendisine bir parça benzettiği bir karakter vermiştir bize. Bu durumda Rosa’nın yerli olmamasını yerici bir eleştiriden çok Sevgi Soysal’ın amacına ulaştığını gösteren bir başarı olarak yorumlamak gerekir. Sevgi Soysal Tante Rosa ile ataerkil toplum düzeninin kendisine verdiği rolü oynamadığı için hayatta oradan oraya sürüklenen ve tutunmaya çalışan kadınları yansıtır. 1968 yılında Dost yayınları tarafından ilk basımı yayınlanan kitap, günümüz kadınlarını da içine alacak kapsayıcı güçtedir.

Azıcık ömrüne çok şey sığdırmış bir kadının kaleminden çıkmış, her kadının çırılçıplak gerçekliğidir Rosa. Sevgi Soysal için o, ‘bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır.’

Sevgi Soysal, dalıp en dibe düşenlerin sonra düştüğü toprakta bir çiçek gibi yeniden açıp doğanların kitabını yazmıştır. Rosa’nın gücü, düştüğü yerden yılmadan kalkması bize umuttur. Bu yazı, umudunu yitirmeden yeniden başlayan bütün güçlü kadına armağan olsun.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

 

 


[1] Bu yazı, Yrd. Doç. Dr. Aslı Şimşek tarafından düzenlenmiş ve  yazıya son hali verilmiştir.

[2] Sevgi Soysal, 1936 yılında doğdu. 1952’de Ankara Kız Lisesi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Arkeoloji okudu. 3 evlilik yaptı. 3 çocuğu oldu. Öykü ve yazıları "Dost", "Yelken", "Ataç", "Yeditepe" ve "Değişim" dergilerinde yayımlandı. 1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiği "Zafer Madalyası" adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem, 1962 yılında yayımlandı. 1965-1969 yılları arasında "Papirüs" ve "Yeni Dergi" de öyküleri yayımlandı. 12 Mart dönemi, Sevgi Soysal’ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu. Yürümek, ‘müstehcenlik’ gerekçesiyle raflardan toplatıldı ve Sevgi Soysal, siyasi sebepler ile yaşadığı kısa bir tutukluluk dönemi ardından TRT’den ayrılmak zorunda kaldı. Mamak cezaevinde Anayasa profesörü Mümtaz Soysal ile evlendi. Cezaevinde yazdığı Yenişehir'de Bir Öğle Vakti adlı romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Yakalandığı kanser sebebiyle 1976 yılında, 40 yaşında İstanbul’da öldü.  Kısacık ömrüne dört roman, üç hikâye ve bir makale sığdırdı. İletişim Yayınları Sevgi Soysal Bütün Eserleri ile 2002 yılında onun eserlerini yeniden okurlar ile buluşturdu. Kitabın girişini, annesini hiç tanımamış olan Funda Soysal ‘Tante Rosa’dan Sevgi Soysal’a Yolculuk’ başlığı ile yaptı.