Orlando, Bir 'Kadın' Doğdu!

Orlando, Bir ‘Kadın’ Doğdu!*

 
Kübra Bulut** 


Mizahi, fantastik ve coşkulu bir anlatımı olan Orlando, Virginia Woolf’un özgün eseridir. Roman, Orlando’nun hayatındaki değişiklikler, karamsar iç dünyası ve hayatına giren insanlar ile şekillenir. Yazar, ‘yaşam öykücü’ sıfatı ile olayların seyrine sık sık müdahale etmekte ve yorum yapmaktadır. Orlando’nun gözünden ve yer yer yaşam öykücünün gözünden yazılan romanda, kahraman ve ilahi bakış açıları kullanılmıştır. Romanda çevre ve insan betimlemelerine sık sık yer verilmiştir ve yazar bu yol ile bizlere dönemin tüm özelliklerini yansıtır.
Orlando şairane ruhlu, zarif bir adamdır. Üç yüz altmış odalı şatosunda yanında çalışan hizmetlileri Orlando’yu, edebiyat aşkına tutulmuş bir beyzade, diye betimlerler fakat dönemin toplumu Orlando’nun edebiyat sevdasını yanında çalışan hizmetlileri kadar hoşgörülü karşılamaz. Edebiyat, soyluların uğraşmaması gereken, insanı delirten bir alt sınıf uğraşıdır. Oysa Orlando’ya göre, soylu atalarından geriye kalan sadece iskelet olmasına rağmen, şiir kitapları yıllara meydan okur. 
Bu düşünceden yola çıkarak bir kitap yazar ama dönemin ünlü kitap yorumcusunun kendisiyle dalga geçmesi üzerine edebiyata küser. Yaşam öykücü bu küsüşü, kitabıyla alay edilmesi o’nu prensesin aşkıyla alay etmesi kadar incitmişti, diye yorumlar. 
Edebiyata küsen Orlando, ülkesine hizmet etmek ister ve Kralın elçisi olarak İstanbul’a gelir. Türkiye’ye geldiği zaman fantastik bir şekilde değişime uğrar ve otuz yaşındayken bir sabah kalktığında kadına dönüşür. Bu değişimi, sadece vücudum değişti, ben hala aynı benim diye yorumlar, zira kadın olmak dolgun meme ve iri kalçadan daha fazlasıdır. Henüz toplumun kadınlara olan davranışını görmemiş, 19. yy’in kadınlara biçtiği rolün içine girmemiştir. Kısa bir süre sonra sokakta istediği gibi tek başına dolaşamayacak hale geleceğinden henüz haberi yoktur. İffetini koruması, sürekli kibar olması ve kendisine üstünlük taslayan beylere gülümseyerek çay servisi yapması gerekince kadın Orlando ile erkek Orlando arasında bir fark olmadığı düşüncesi doğruluğunu yitirecektir. 
Orlando değişiminden sonra İngiltere’ye dönünce bir akşam rahatlamak için tek başına dolaşmaya çıkar ve evine dönebileceği en berbat ruh hali ile döner. Havasızlıktan boğulmasına ramak kalmadan, kendisine zümrütlerle işlenmiş bir kurbağa hediye edilmeden ve bir arşidükten evlenme teklifi almadan yürüyüşe çıkamayacak mıdır? Hayır. Çünkü artık o bir kadındır. 
Orlando, 19. Yy’in kadınlara biçtiği rolün içinde boğulacak gibi olur. Ancak aykırı ve güçlü kişiliğinin yardımıyla yaşamındaki büyük dönüşümün üstesinden gelmeyi başarır. Roman 1928 tarihinde sona erer. Otuz yaşında kadına dönüşüp dört yüz yıl yaşayan Orlando, romanın sonunda boyun eğmez çağdaşlığı ile dimdik ayaktadır.
Bir insanın dünyaya gelmesi mucizevi bir başlangıçtır. Fakat bir insanın ‘kadın’ olarak dünyaya gelmesi bir bitiştir. Bu noktada başlangıç ile bitişin kesiştiğini göreceğiz. Günümüzde iki insan konuşurken konuşacak bir şey kalmaz ve bir sessizlik olursa, ‘kız çocuk doğdu’ denir. Çünkü derin sessizlikler kız çocuk doğunca, büyük şenlikler erkek çocuk doğunca olur. Bu dünyada kadın olarak dünyaya gelmek beraberinde kocaman bir sessizlik doğurur ve büyüyen kız çocuğu hayatının sonuna kadar taşır bu sessizliği. Sessizce iffetini korumalı, kocasını sessizce alttan almalıdır. Dayak yiyen kadın bağırmaz, yüzündeki morlukları göstermeye sessizce utanır evden çıkamaz. Sessizce sadık olmalıdır günümüzde kadın. Sessizce görmezden gelmelidir kocasının sadakatsizliğini çünkü erkektir, yapabilir. Döneceği yer yine evidir.  Çocuklarını sessizce okula göndermelidir. Anne olmalıdır, çocuk doğurmalı ve çocukları için sessizce göğüs germelidir başına gelenlere ve muhtemelen geleceklere. Bu roller ona doğumunda biçilmiştir. Doğumundan ölümüne kadar giymek zorunda olduğu bir kıyafettir kadının sessizliği. Sırf kadın olduğu için giymek zorunda kaldığı bir elbisedir.
Kadına biçilen roller, kadın bedeninin üzerine allanıp pullanıp çok çekici bir elbise gibi geçirilmiştir ve kadın bu rollerden biçilmiş elbiseyi ona ne kadar ağır gelse de çıkarıp atamaz. Çünkü o elbise olmadan ‘çıplak’ kalır. Çıplak bir kadın, toplum tarafından kabul edilmez, dışlanır. Çıplak kadın namussuzdur ve namus bekçileri tarafından azarlanır. Toplum, benim namusumun bekçisidir. Öfkelidir, eli ağır, dili serttir.  Özgürlük isteyip sokaklarda koşamaz günümüzde kadın, ayıptır. Çok sesli gülemez. Neşeli ise, ‘iffetsiz’ olabilir.
Toplum; sokaklarda akşam altıdan sonra dolaşmayı kabul etmeyen, kız torununu okula gönderirken erkek öğretmeninin gözüne bakmamasını nasihat eden yaşlı bir dededir.  Toplum…
Bu saçmalıklara daha fazla devam etmeyeceğim. Toplum biziz. Toplum; bizzat benimdir. Toplum, benim doğacak çocuklarımdır. Benim annemdir, babamdır, öğretmenim ve arkadaşlarımdır. Toplum kadın Orlando ve erkek Orlando’dur. Toplum, sessiz kalan kadınlar, şiddet mağduru çocuklardır. Özgürlüğü için savaşan da toplumdur, özgürlükle savaşana savaş açan da… Bizler, bu karanlık toplumun aydınlık parçalarıyız. Bu aydınlığı karanlığa dağıtmazsak karanlıkta ya kaybolacak ya hapsolacağız. Yaktığımız ufacık ışık süreklilik sağlayamazsa sönecek ve biz yolumuzu şaşıracağız. Yüzyıllardır süregelen bu saçmalıkları değiştirecek olan, bizleriz. Bizler bu değişimi sessizliğimizi bozarak, mücadele ederek, eğitim ile gerçekleştireceğiz. Hepimiz bir roman kahramanıyız ve roman bittiğinde kadın Orlando gibi boyun eğmez çağdaşlığımızla dimdik ayakta durmalıyız. Bize biçilen kalıba girmeyecek, bize kalıp biçeni değiştireceğiz.

----------------------------------------------------------

* Bu kitap değerlendirmesi, Atılım Üniversitesi KASAUM’un paydaşlarından biri olduğu “BM Kadın ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Son Vermek İçin Dünyayı Turuncuya Boya!” kampanyası kapsamında hazırlanmıştır. Yayımlanmadan önce Öğr. Gör. Damla Songur tarafından gözden geçirilmiştir.

** Kübra Bulut, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi.