Merkez Üyemizin Herkese Bilim ve Teknoloji Dergisi'nde Yayımlanan Makalesi

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs[1]

Öğr. Gör. Damla Songur[2]

Son yıllarda dünyada ortaya çıkan başta kadın hareketleri olmak üzere cinsiyet eşitliğine yönelik mücadeleler sonucunda hukuki pek çok kazanım elde edilmesine rağmen; bu durumun sosyal hayata yansıtılamadığı, cinsiyete dayalı ayrımcılığın ve şiddetin devam ettiği görülmektedir. Bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu savunan görüş ve ideoloji olarak cinsiyet eşitsizliği, niceliksel olarak özellikle ve başta kadına yönelik olmakla birlikte, toplumdaki tüm bireylerin insan olma değerini hiçe sayarak; bireyleri, dar bir çerçeveye indirgenmiş hayat, ayrımcılık, genişletilemeyen yetenekler, varlığını ve değerini yeterli olarak gerçekleştirememe şeklinde dezavantajlı konuma getirmektedir.  Öyle ki, kadınların yanı sıra lgbti bireyler ve erkekler de toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle toplumun baskısı altında kalmaktadır[3]. Ancak bu dezavantaj, kadınları (ve lgbti bireyleri) sosyal anlamda güçsüz kılarak; erkekleri ise hegemonik bir konuma getirerek etkisini göstermektedir. Böyle bir durumun ortaya çıkmasının ve yaygınlaşarak kanıksanmasının temel nedeni, kasıtlı ya da kasıtsız, bilgi eksikliği ve bilinç düzeyinin düşüklüğüdür. Dolayısıyla sosyal hayatta ve gündelik pratiklerde cinsiyetçi dil ve tutumlar norm haline gelmiştir. Böylece toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda verilen mücadeleler ve kazanımlar kâğıt üzerinde kalarak anlamsızlaşmaktadır. Buna göre, hukuki kazanımların sosyal hayata yansıtılmasında, bu yönde cinsiyet eşitliğini sağlayacak politikalar geliştirmesi ile bir yandan kadının güçlendirilmesi bir yandan da erkeğe benimsetilen/erkeğin üzerindeki üstün olma algı ve baskısının kaldırılması gerekmektedir. Birleşmiş Milletler’in de bir insan hakkı olarak ele aldığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, tüm bireylerin toplumsal yaşama katılımı ve kendini gerçekleştirmesi bakımından önem arz eden ve özellikle kadına (ve lgbti bireylere) yönelik şiddet boyutuyla güncel bir toplumsal sorundur[4].

Bu kapsamda, eğitim, araştırma ve topluma hizmet olmak üzere üç temel misyonu bulunan ve toplumsal yaşam alanının küçük bir simülasyonunu sunan üniversiteler, sorunun çözümü ve uygulama alanı bulması konusunda önem taşımaktadır. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması adına üniversitelerin politika geliştirmek ve uygulamak bakımından sorumluluğu bulunmaktadır[5]. Üniversiteler nezdinde geliştirilecek toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik bu politikalar, çarpan etkisi ile etki alanında yer alan öğrenci veya personel tüm bireylerin cinsiyet eşitliğini benimsemesinde ve ayrımcılıkların ortadan kaldırılmasında önemli bir işleve sahiptir.  Nitekim üniversitelerde Kadın Dostu Kampüs koşullarının sağlanmasıyla daha güvenli ve eşitlikçi bir ortamın oluşturulması, bireylerin eğitim ve çalışma hakkının teminat altına alınması bakımından da aynı zamanda bir zorunluluktur.

Üniversitelerin bu konuda yükümlülüğünün bir boyutu geliştireceği politikalar ve bunların sistemli ve sürdürülebilir bir şekilde uygulanması ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ortamının sağlanması iken; diğer boyutu ise sorunu doğru tespit ederek uygun yöntemleri kullanmasıdır. Aksi takdirde yapılan çalışmalar, en iyi ihtimalle boşa bir çaba ya da en kötü ihtimalle yanlış yönlendirmelerle sorunun daha da derinleşmesinin nedeni olabilecektir.  Öyle ki, cinsiyetçi tutum ve davranışlar, kimi zaman korumacı kimi zaman düşmanca cinsiyetçilik olarak karşımıza çıkmakta; bu tutum ve davranışlar, toplumun ataerkil aile yapısından, akrabalık ilişkisine dayalı toplum modeli özelliğinden doğan koşullandırılmalara bağlı olarak bilgi ve bilinç eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Bu kapsamda Atılım Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM) Kasım 2015 itibariyle “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs” projesini[6] yürütmeye başlamış ve bu projeyle Atılım Üniversitesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından mevcut durumunu analiz ederek, kısa ve uzun vadeli eylem planı hazırlamayı amaçlamıştır.

Değişimin bir parçası olduğumuz kabulüyle sorunların ortaya konması, çözüm üretilmesi ve bunlara bağlı olarak eylem planı oluşturulması bakımından proje konusu özelinde yapılan araştırma pragmatik, eylem araştırmasıdır. Araştırmanın hem teorik hem de saha çalışması yönü bulunmaktadır. Teorik çalışmada, keşfetmeye ve hipotez oluşturmaya yönelik doküman incelemesi ve içerik analizi yapılmıştır. Saha çalışması ise betimleme ve hipotez sınamaya yönelik olup; bu kapsamda anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Anket çalışmasında, kullanılan Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği[7] ile katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliği algısı ölçümlenmeye çalışılmış; Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKSAM) tarafından hazırlanan cinsel taciz ve saldırıya ilişkin sorularla da katılımcıların cinsel taciz ve saldırı davranışlarını nasıl tanımladıkları ve bunlara karşı tutumları araştırılmıştır.

Anket sonuçlarına bakıldığında, katılımcıların cinsel taciz/saldırı eylemleri konusunda bilgi ve bilinç düzeyini tespit etmeye yönelik cinsel taciz/saldırı olduğu düşünülen davranışlara evet cevabının istendiği soruda, “Rahatsız edici hitaplarda bulunulması”, “Sevgilinizle ilgili ısrarlı sorular sorulması” ve “Kadınlar ve erkekler hakkında cinsiyetçi (bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu ima eden) sözler söylenmesi” eylemlerinin bu kapsamda olduğu konusunda bilgi ve bilinç düzeyinin en düşük olduğu (%29,44 ila %38,08 oranlarında evet cevabı alınmıştır.) görülmüştür. Herhangi bir cinsel taciz ve saldırı eylemine maruz kalındığında ise, katılımcıların sadece %1,89’u “resmi şikâyette bulunma” yolunu seçtiğini belirtmiş; neden resmi bir şikâyette bulunmadınız sorusuna ise, sırasıyla “uzatmak istemedim” ve “bir şey yapılacağına inanmıyordum” ve “cinsel taciz olup olmadığından emin olamadım” seçenekleri en yüksek oranda işaretlenmiştir.

Uygulanan anket ve diğer araştırmalar sonucunda ortaya çıkan sonuçlar, toplumun da bir aynasını bize sunmaktadır. Buna göre, toplumda bir yandan cinsiyete dayalı şiddet bir sevgi biçimi olarak görülmekte; cinsiyete dayalı kimi tacizler “şaka olsun” diye gerçekleştirilmektedir. Diğer yandan ise bireyler, maruz kaldıkları cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddetten rahatsız olmakla beraber bunları doğru tanımlayamayarak sorunu teşhis edememekte ve zaman içerisinde “bunlarla yaşamayı öğrenmekte”, yani sorunları kanıksayarak olağan kabul etmeye başlamaktadır.

Bu nedenle geleceğin teminatını oluşturan üniversitelerin tümünde daha eşitlikçi ve güvenli bir ortamın sağlanması adına kurum içi toplumsal cinsiyet eşitliği duyarlılığının geliştirilmesi ve bunun sürdürülebilir hale getirilmesi gerekmektedir.

 

 


[1] Bu makale, 01.07.2016 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Herkese Bilim Teknoloji Dergisi’nde yayımlanmıştır.

[2] Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi, KASAUM üyesi.

[3] Nitekim cinsiyetçi zihniyete erkekler kadar kadınlar da sahiptir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Şimşek, A. – Öner, V. (2013). Medyanın Olumsuz İnşasına Karşı Feminizmi Yeniden Konumlandırmak: Marka Değer Yönetimi Bağlamında Bir İmaj Çalışması, 1. Uluslararası Medya Çalışmaları Sempozyumu, Sempozyum Kitabı, Antalya, s. 369- 371.

[4] Şimşek/ Öner, s. 370.

[5] YÖK bu konuda gerçekleştirdiği çalıştay sonucunda 28.05.2015 tarihli Yükseköğretim Kurulu Genel Kurul Kararı ile üniversiteler nezdinde yapılması gerekenler konusunda karar almış; ardından da YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUTUM BELGESİ’ni yayımlayarak YÖK bileşenlerinin bu kararlaı uygulayacağını taahüt etmiştir. Üniversitelerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yapması gerekenler, bu son kararlar bakımından da bir yükümlülüktür.

[6] Atılım Üniversitesi Lisans Araştırma Projeleri Programı kapsamında gerçekleştirilen proje, Öğr. Gör. Damla Songur danışmanlığında, Öğr. Gör. Dr. Aslı Şimşek ve Ar. Gör. Erhan Küçük ile birlikte yürütülmektedir. Proje kapsamında 16 öğrenci araştırmacı olarak çalışmıştır: Bedia Albayrak, Yiğitcan Çankaya, Elif Çetin, Hasan Ozan Dilli, Erhan Gök, Feray Karaçınar, Ezgi Çiğdem Yıldırım, Gözde Yılmaz, Esra Abca, Ayşenur Alpay, Sinem Arpaguş, Gamze Tuğçe Bolat, Aslıhan Okutucu, Ayşe Ceren Tonyalıoğlu, Çağrı Başçı. Proje, yaptığı sunumla birincilik ödülü almaya hak kazanmış olup; detaylı bilgi için bkz. http://kasaum.atilim.edu.tr/toplumsal-cinsiyet-esitligine-duyarli-universite-ve-kadin-dostu-kampus-projesi

[7] Glick, P., & Fiske, T. S. (1996). The ambivalent sexism inventory: Differentiating hostile and benevolent sexism, Journal of Personality and Social Psychology, 70, 491-512; Glick, P., & Fiske, T. S. (1997). Hostile and benevolent sexism: Measuring ambivalent sexist attitudes toward women, Psychology of Women Quarterly, 21, 119-135; Glick, P. ve Fiske, T. S. (1999). The ambivalence toward men inventory: Differentiating hostile and benevolent beliefs about men, Psychology of Women Quarterly, 23, 519- 536; Sakallı Uğurlu, N. (2002). Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması, Türk Psikoloji Dergisi, 17 (49), 47 – 58; Sakallı Uğurlu, N. (2008). Erkeklere İlişkin Çelişik Duygular Ölçeği’nin Türkçe’ye Uyarlanması, Türk Psikoloji Yazıları, Haziran, 11 (21), 1-11.